21 Mart 2016 Pazartesi

Vergi Suçlarında Savunma




Sizi aklayacak ağır hapis ve vergi cezalarından kurtaracak çok yeni bir Yargıtay veya Danıştay kararı olabilir.
Yargıtay ve Danıştay İçtihatlarını yakından takip ediyoruz.
Uzman kadrolarımız ile birlikte hizmet veriyoruz
Kadromuzda; Ceza Hukuku Avukatları, Vergi Hukuku Avukatları, Mali Müşavirler ve YMM’ler birlikte çalışmaktadır..


Vergi Suçlarında Savunma
Suç ve cezalarda Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde yer alan evrensel kurallar ve TCK’nın genel hükümleri esastır.
Vergi suçlarında failin belirlenmesi, suçun tanımı, maddi unsurları, suç, fail ve maddi deliller arasındaki ilişkiyi tayin ederken ceza hukukunun temel kurallarını gözönünde bulundurmak zorundayız.
CEZALARIN ŞAHSİLİĞİ
213 sayılı V.U.K’nun 359 uncu maddesinde düzenlenen suçlar şekli suçlar değildir. Sadece şirket temsilcisi olmak vergi suçunun faili olmak için yeterli değildir. Fiil ile fail arasında illiyet bağı şarttır.  Buna ceza hukukunda cezaların şahsiliği diyoruz.
Ne yazık ki vergi müfettişleri vergi suçu raporlarını düzenlerken failin tespiti için şirket yöneticisi olmayı yeterli görmektedirler. Vergi müfettişlerinin bu yaklaşımı birçok masum insanın hukuksuz olarak mahkûmiyetine neden olmaktadır.
KAST
TCK’nu kast olmadan suç oluşmaz demektedir. Vergi müfettişleri suçun oluşumu için sahte faturanın varlığını yeterli saymakta, suç raporlarında suçun manevi unsuru olarak kasttan söz edilmekte ancak çoğu kez kastın varlığını kesin olarak kanıtlayacak yeterli maddi delil sunulmamaktadır.
KUŞKUDAN SANIK YARARLANIR
Kuşkudan sanık yararlanır ilkesi evrensel bir ceza hukuku ilkesi olmasına, anayasa ve uluslararası sözleşmelerde yer almasına, Yargıtay’ın müstakar kararlarından olmasına rağmen 1. Derece mahkemelerinin çoğu uygulamada bu kuralı gözetmemektedir.
Mahkeme kararlarının % 80 i bozuluyor
Vergi suçları ile ilgili 1. Derece mahkemelerinin verdiği kararların % 80 nini Yargıtay bozmaktadır.
Hapis cezası içeren vergi suçlarında avukatın etkili bir savunma yapabilmesi için vergi hukukunu bilmesi ve ceza avukatı olması şarttır.
 Bize gelen vergi suçu davalarının çoğu avukat ve mali müşavirlerden gelmektedir.
 

18 Mart 2016 Cuma

Takdir Komisyonlarının katma değer vergisi indirim reddi yetkisi yoktur

9. Daire         2014/4977 E.  ,  2014/4573 K.
  • SAHTE FATURA,
  • KATMA DEĞER VERGISI,
  • TAKDIR KOMISYONU,
  • VERGI ZIYAI CEZASI,
  • CEZALI TARHIYAT

"İçtihat Metni"Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığınca hazırlanmıştır. İzinsiz olarak kopyalanması ve dağıtılması hukuki sorumluluk gerektirir.
Özeti : İdarenin vergi inceleme yetkisini kullanması gerekirken bu yol işletilmeksizin takdir komisyonu kararı uyarınca indirimlerin reddedilmesinde hukuki isabet bulunmadığı hakkında.

Temyiz İsteminde Bulunan : Marmara Kurumlar Vergi
Dairesi Müdürlüğü
Vekili              : Av. …
Karşı Taraf      : … Gıda Mamulleri Tic. ve San. A.Ş.
İstemin Özeti  : Davacı adına, bir kısım alış faturasının sahte olduğundan bahisle takdir komisyonu kararına dayanılarak 2006/Eylül, Ekim dönemleri için re'sen tarh edilen  katma değer vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması  istemiyle açılan davayı kabul eden  İstanbul 3. Vergi Mahkemesi'nin 19/12/2013 tarih ve E:2013/455, K:2013/3140 sayılı kararının; dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.
Cevabın Özeti            : Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.
Tetkik Hakimi Hüseyin Aydemir'in Düşüncesi : Davacı adına, sahte fatura kullandığından bahisle takdir komisyonu kararına dayanılarak dava konusu cezalı tarhiyat yapılmış ise de; mükelleflerin gerek sahte fatura kullanmaları gerekse defter ve belgelerini ibraz etmemeleri gibi durumlar, matrah takdirini gerektiren durumlar değil, katma değer vergisi indirim mekanizması içinde değerlendirilmesi icabeden ve katma değer vergisi indirimlerinin reddini gerektiren durumlardır. Bu gibi hallerde, mükelleflerin matrah takdiri için takdir komisyonlarına sevk edilmesi ve kendisine matrah, servet ve kıymet takdiri görevi verilmiş olan ve katma değer vergisi indirim reddi yetkisi bulunmayan takdir komisyonlarınca takdir edilen matrah üzerinden cezalı tarhiyat yapılması mümkün olmadığından davacı adına takdir komisyonu kararına istinaden yapılan dava konusu cezalı tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Bu nedenle, dava konusu cezalı tarhiyatı kaldıranvergi mahkemesi kararının bu gerekçe ile onanması gerektiği düşünülmektedir.

15 Mart 2016 Salı

Defter ve belgelerin vergi mahkemesine ibraz edilebileceği

Danıştay 9. Daire Başkanlığı         2015/5600 E.  ,  / K.
  •  

"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
DOKUZUNCU DAİRE
Esas No : 2015/5600
Karar No : 2015/8646


Temyiz İsteminde Bulunan Taraflar: 1-
Gültepe Mah. Başer Sk. No:11/5 - İzmit/KOCAELİ

2- - İzmit/KOCAELİ

Vekili : Av. M.Sarper Öztürk - Aynı yerde.

İstemin Özeti : Davacı adına, 2011 yılına ilişkin yasal defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediğinden bahisle düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak 2011/Ocak-Aralık dönemleri için re'sen tarh edilen katma değer vergisi ile kesilen üç kat vergi ziyaı cezası ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355/2. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı, kısmen kabul eden, kısmen reddeden Kocaeli 1. Vergi Mahkemesi'nin 03/03/2015 tarih ve E:2014/895 K:2015/140 sayılı kararının, taraflarca dilekçelerde ileri sürülen sebeplerle karşılıklı olarak bozulması istenilmektedir.
Cevapların Özeti : Davacı tarafından cevap verilmemiştir. Davalı idarenin cevabı yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.
Tetkik Hakimi Tahsin Tosun'un Düşüncesi : Vergi Mahkemesi kararının, bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisine ilişkin hüküm fıkrasının bozulması, diğer hüküm fıkralarının ise onanması gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dava dosyasının tekemmül ettiği görüldüğünden yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmeyerek işin esasına geçildi.
Uyuşmazlıkta; davacı adına, 2011 yılına ilişkin defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediğinden bahisle düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak 2011/Ocak-Aralık dönemleri için re'sen tarh edilen katma değer vergisi ile kesilen üç kat vergi ziyaı cezası ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355/2. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasına karşı açılan davayı; vergi ziyaı cezasının bir katı aşan kısımları yönünden kabul eden, diğer kısımlar yönünden reddeden Vergi Mahkemesi kararının taraflarca bozulması istenilmektedir.
Vergi Mahkemesi kararının, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355/2. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasına ilişkin hüküm fıkrası ile verginin bir katını aşan vergi ziyaı cezasına ilişkin hüküm fıkrasının dayandığı hukuki sebepler ve gerekçesi Dairemizce de uygun görülmüş olup, taraflarca ileri sürülen iddialar temyize konu kararın bu hususlara ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirir nitelikte bulunmamıştır.

15 Şubat 2016 Pazartesi

Vergi suçlarında maddi gerçeğin araştırılması ve kuşkudan sanık yararlanır ilkeleri

19. Ceza Dairesi         2015/2797 E.  ,  2015/8510 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 11 - 2012/125672
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 11. Asliye Ceza Mahkemesi
[Üsküdar (Kapatılan) 1. Asliye Ceza Mahkemesi]
TARİHİ  : 14/10/2011
NUMARASI        : 2009/867 (E) ve 2011/524 (K)
SUÇ       : 213 Sayılı Kanuna Aykırılık

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihlerine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
I-Sanıklar M.. Y.., S.. G.., İ.. B.. ve Ş.. M.. hakkında 2004 takvim yılında 213 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından verilen hükme yönelik katılan vekilinin temyizinin incelenmesinde;
Suçun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/4, 104/2. maddeleri gereğince tabi olduğu yedi yıl altı aylık olağanüstü zamanaşımının inceleme tarihinde gerçekleştiği anlaşıldığından hükmün BOZULMASINA, tebliğnameye uygun olarak KAMU DAVASININ DÜŞMESİNE, oyçokluğuyla,
II-Sanıklar M.. Y.., S.. G.., İ.. B.. ve Ş.. M.. hakkında 2005 ve 2006 takvim yıllarında 213 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından verilen hükümlere yönelik katılan vekilinin temyizinin incelemesinde;
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Türk Vergi Hukuku sisteminde “transfer fiatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı” ile sahte belge düzenleme veya kullanma fiillerine ilişkin temel ilkelerin irdelenmesi uyuşmazlığın çözümünde önem taşımaktadır. Bu bağlamda olmak üzere;
Türk Vergi Hukuku Sisteminde vergilendirme düzenini bozucu ve vergi kaçırma amacına yönelen her türlü suistimaller ile hakkın kötüye kullanılmasını önleme gayesine ilişkin olarak “özün biçime önceliği ilkesi” adıyla ifade edilebilecek “genel suistimali önleyici düzenleme” Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 3/B maddesinde yer almaktadır (A.., L..: Transfer Fiatlandırması ve Vergilendirme, Ankara 2011, s. 33-34) . “Vergi Usul Kanunlarının Uygulanması ve İspat” başlıklı maddede yer alan bu norma göre “vergilendirmede vergiye doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır”. VUK’nda kabul edilen bu norm, bir anlamda ceza muhakemesi hukukundaki “maddi gerçeğin araştırılması” ilkesinin vergi hukukuna uyarlanmasıdır. VUK’nda yer verilen bu kuralın bir gereği olarak, mükelleflerin ticari ilişki ve muamelelerine ait kayıtları tevsik eden faturaların, VUK’nın 230 ve 231. maddesinde öngörülen şekli şartları taşıması yanında gerçek durumu yansıtıp yansıtmadığının saptanması özel bir önem arzetmektedir. VUK’nın 359/b maddesinde (ve aynı şekilde 5728 sayılı Kanun değişikliği öncesi 359/b-1 maddesinde) gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge “sahte belge” olarak kabul edilmiştir. Kanun koyucu “sahte” olarak nitelediği bu belgelerin asıl veya suretlerini tamamen ya da kısmen “sahte olarak düzenleme” veya “bu belgeleri kullanma” şeklindeki seçimlik hareketleri de suç olarak tanımlayarak cezai yaptırıma bağlamıştır. Suçun oluşması bakımından düzenlenen veya kullanılan belgenin vergisel işlemlerde kullanılacak bir belge olması gereklidir (E.., S...: Vergi Suçları, İstanbul 1988, s. 51).

18 Aralık 2015 Cuma

Neleri 10 yıl saklamak zorunda olduğunuzu biliyor musunuz?


Saklamak zorunda olduğunuz defter ve belgeleri saklamadığınızda 300- 730 gün arasında hapse çevrilebilir ceza alacağınızı biliyor musunuz?
Türk Ticaret Kanuna göre saklama zorunluluğu olan defter ve belgeler nelerdir?

DEFTERLER
6102, TTK. 64/3 ve 4. maddesine göre tutulması zorunlu ticari defterler 
1-Yevmiye defteri,
2-Defteri kebir
3-Envanter defteri
4- Pay defteri
5- Yönetim Kurulu karar defteri
6-Genel kurul toplantı ve müzakere defteri
BELGELER

İş adamları 6102 sayılı yasadaki cezalara dikkat!

Ticaret kanuna göre tacirlerin tutmak zorunda olduğu defterleri; yevmiye, kebir, envanter, pay defteri, yönetim kurulu karar defteri ve genel kurul toplantı ve müzakere defterleri mevcut olmayanlar 6102 sayılı yasanın 562 inci maddesinin 4. fıkrasına göre 300 günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır.
Bu defterlerin mevcut olması ancak içlerinin tamamen boş olması halinde ilgililer aynı ceza ile cezalandırılacaktır.
Ticari defterlerin mevcut olmaması veya onaylattırılmaması
Ticari defterlerin mevcut olmaması ile onaylattırılmaması aynı şey değildir. Ticari defterler onaysız olarak da mevcut olabilir. Ticari defteri onaylatmamak ayrı bir cezayı gerektirir.
Ticari defterleri onaylatmamanın cezası
Ticari defterleri onaylatmamanın cezası 6102 sayılı yasanın 1. Fıkrasına göre 4000 lira idari para cezasıdır.
Ticari defterleri 210 uncu maddeye göre ibraz etmeyenler

Yargıtay naylon(SMİYB) fatura suçlarında içtihat değiştirdi

 Yargıtay piyasada naylon fatura diye anılan Sahte Muhteviyatı İtibarıyla Yanıltıcı Belge suçlarında içtihat değiştirdi. Yargıtay kararında faturaralardaki yazı ve imzaların sanığa ait olup olmadığının araştırılması gerektiğine hükmetti. Karar bu suçların kovuşturulmasında bir yenilik. Yargıtay'ın bu kararı cezaların kişiselliği ilkesine uygun düşmektedir.

İşte karar:

YARGITAY

19. CEZA DAİRESİ
Esas Numarası: 2015/2757
Karar Numarası: 2015/2003
Karar Tarihi: 27.05.2015



ÖZETİ:  5237 sayılı Kanunun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasının c bendinde yer alan hak yoksunluğunun, sanığın sadece kendi alt soyu üzerindeki yetkileri açısından koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hükümler kurulması, Gerekçeli karar başlığında katılan kurumun gösterilmemesi suretiyle, CMK’nın 232/2-b maddesine aykırı davranılması, Kanuna aykırı ve sanık müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi

SMİYB, Naylon fatura, eksik araştırma ile hüküm oluşturulması


11. Ceza Dairesi         2013/2579 E.  ,  2014/21191 K.

"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 11 - 2011/47297
MAHKEMESİ : Bursa 15. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 21/09/2010
NUMARASI : 2009/1095 (E) ve 2010/1016 (K)
SUÇ :
 Vergi Usul Kanununa muhalefet


1- 213 sayılı VUK' un 359/b-1 maddesinde düzenlenen sahte fatura düzenlemek ve aynı Yasanın 359/a-2. maddesinde düzenlenen muhteviyatı itibariyle sahte fatura düzenlemek suçlarının birbirinden bağımsız ayrı suçları oluşturduğu, mal ve hizmet alımı olmadığı halde düzenlenen belgelerin sahte fatura düzenleme suçu kapsamında kalacağı, gerçek muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamale ve durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı yansıtan belgenin düzenlenmesi halinde ise muhteviyatı itibariyle sahte belge düzenleme suçunun oluşacağı, bu kapsamda; sanığın düzenlediği faturaların karşılığı olduğu bildirilen 25.370 TL ve 45.000 TL tutarlı çeklerin sanık tarafından tahsil edilip edilmediği araştırılarak, sanığın verdiği faturaları kullanan mükellef yönünden kamu davası açılıp açılmadığının tespiti ile dava açılmış olması durumunda dosyaların celp edilip incelenerek, özetleri duruşma tutanağına geçirilip, bu dava ile birleştirilememesi halinde, davayı ilgilendiren ve sahteliği belirleyen delillerin onaylı örneklerinin dava dosyasına intikal ettirilmesi, faturaların gerçek alım satım karşılığı olup olmadığının, mal ve para akışını gösteren sevk ve taşıma irsaliyeleri, teslim tesellüm belgeleri, bedellerinin ödendiğine ilişkin ticari teamüle uygun kanıtlama yeteneği olan geçerli ödeme belgeleri ve satıcının kasasına ya da banka hesabına girip girmediğinin tespiti ile faturaları düzenleyen mükellefin yeterli üretimi, mal girişi ya da stoğu olup olmadığı da araştırılarak toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilip, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik soruşturma sonucu yine hükümde sanığın düzenlediği belgelerin muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olduğunun sabit olduğu belirtilmesine rağmen eylemin VUK'nun 359/b-1. maddesi kapsamında kaldığının kabul edilerek hüküm tarihinde de cezanın alt sınırının 3 yıldan az olamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmak suretiyle hükmün karıştırılması,
Kabule göre de;
 

Naylon fatura(SMİYB) de satış, üretim, kasa, belgelerin asılları

11. Ceza Dairesi         2013/2579 E.  ,  2014/21191 K. 
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 11 - 2011/47297
MAHKEMESİ : Bursa 15. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 21/09/2010
NUMARASI : 2009/1095 (E) ve 2010/1016 (K)
SUÇ : Vergi Usul Kanununa muhalefet
1- 213 sayılı VUK' un 359/b-1 maddesinde düzenlenen sahte fatura düzenlemek ve aynı Yasanın 359/a-2. maddesinde düzenlenen muhteviyatı itibariyle sahte fatura düzenlemek suçlarının birbirinden bağımsız ayrı suçları oluşturduğu, mal ve hizmet alımı olmadığı halde düzenlenen belgelerin sahte fatura düzenleme suçu kapsamında kalacağı, gerçek muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamale ve durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı yansıtan belgenin düzenlenmesi halinde ise muhteviyatı itibariyle sahte belge düzenleme suçunun oluşacağı, bu kapsamda; sanığın düzenlediği faturaların karşılığı olduğu bildirilen 25.370 TL ve 45.000 TL tutarlı çeklerin sanık tarafından tahsil edilip edilmediği araştırılarak, sanığın verdiği faturaları kullanan mükellef yönünden kamu davası açılıp açılmadığının tespiti ile dava açılmış olması durumunda dosyaların celp edilip incelenerek, özetleri duruşma tutanağına geçirilip, bu dava ile birleştirilememesi halinde, davayı ilgilendiren ve sahteliği belirleyen delillerin onaylı örneklerinin dava dosyasına intikal ettirilmesi, faturaların gerçek alım satım karşılığı olup olmadığının, mal ve para akışını gösteren sevk ve taşıma irsaliyeleri, teslim tesellüm belgeleri, bedellerinin ödendiğine ilişkin ticari teamüle uygun kanıtlama yeteneği olan geçerli ödeme belgeleri ve satıcının kasasına ya da banka hesabına girip girmediğinin tespiti ile faturaları düzenleyen mükellefin yeterli üretimi, mal girişi ya da stoğu olup olmadığı da araştırılarak toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilip, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik soruşturma sonucu yine hükümde sanığın düzenlediği belgelerin muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olduğunun sabit olduğu belirtilmesine rağmen eylemin VUK'nun 359/b-1. maddesi kapsamında kaldığının kabul edilerek hüküm tarihinde de cezanın alt sınırının 3 yıldan az olamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmak suretiyle hükmün karıştırılması,
Kabule göre de; 

20 Şubat 2015 Cuma

Anonim şirket genel kurulu




Anonim Şirket Genel Kurulları
Anonim şirket genel kurulları faaliyet yılının bitiminden itibaren üç ay içerisinde yapılır. Anonim şirketler gerek duyulduğunda olağanüstü genel kurullar yapabilirler
Toplantı şekilleri
Anonim şirket genel kurulları olağan veya olağanüstü olarak yapılır. Genel kurul çağrılı veya çağrısız olarak toplanabilir.
Çağrısız toplantı
Çağrısız genel kurullar sermayenin tamamını temsil eden ortakların katılımıyla yapılabilir. Pay sahiplerinin herhangi birinin itirazı halinde çağrısız genel kurul yapılamaz. Genel kurul, toplantı nisabı devam ettiği sürece karar alabilir.
Çağrılı genel kurul

Limited şirket hisselerinin devri



6102 sayılı TTK limitet şirket hisselerinin devrinde mülga 6762 sayılı TTK’den farklı düzenlemeler getirmiştir.
Hisselerin devir şekli her iki kanunda da aynıdır. 6102 sayılı TTK’nin 595 inci maddesine göre; devir işlemleri yazılı şekilde yapılır ve noterce onanır. Aynı şekilde 6762 sayılı mülga TTK’nin 520 inci maddesi devirlerin yazılı şekilde yapılmasını ve noterden onaylanmasını öngörmektedir.
Devir işlemlerinin onanması
Mülga TTK’nin 520 inci maddesine göre devir işlemlerinin geçerlik kazanması devrin şirkete bildirilmesi ve ortaklar pay defterine kaydedilmesi ile mümkündür. Hisse devirlerinin pay defterine kaydı içinse ortakların dörtte üçünün onayı gerekir. Dört üçün aynı zamanda sermayenin de dörtte üçünü temsil etmesi gerekir.

Şirket yöneticileri, SGK prim borcu ve ortakların sorumluluğu



Hukuk Genel Kurul Kararı
Şirket hisselerini devreden ancak devir işlemleri tescil ve ilan edilmeyen limitet şirket ortaklarının SGK prim borçlarından sorumluluğu devam etmez. 6762 sayılı TTK’na göre limitet şirket hisse devirlerinin tescil ve ilanı kurucu değil bildirici bir işlemdir.
2012/21-734 E., 2013/152 K. Ve 30.1.2013 tarihli Yargıtay  Hukuk Genel Kurulu kararına esas olan 506  ve 6762 sayılı kanunlar mülga kanunlardır.  Sözü edilen Hukuk Genel Kurul kararı mülga kanunlara dayansa da karar özü itibariyle bugün de genel olarak geçerli bir karardır.
Olay; limitet şirket ortağı hisselerini devreder ve şirket müdürlüğünden ayrılır ancak hisse devri ve müdürlükten ayrılma tescil ve ilan edilmez?
Sorun; ortaklıktan ve müdürlükten ayrılan ortağı SSK prim borçlarından sorumluluğu devam eder mi? 
Konuyla ilişkili yasalar 6762 sayılı eski TTK ve 506 sayılı yasadır. 6762 sayılı yasanın konuya ilişkin maddeler 38, 39 ve 520. maddelerdir. 6762 sayılı yasanın 38 ve 39. maddelerin 6102 sayılı yeni TTK’daki karşılığı 36. Madde, 520. Maddenin karşılığı ise 595. maddedir.  Eski ve yeni maddelerde konu açısından önemli bir fark yoktur.
TTK 38 ve 39. Maddeler teşci ve ilan edilen hususların üçüncü kişileri bağlayacağı, üçüncü kişilerin bu hususları bilmediklerini iddia edemeyeceğini öngörmektedir. Yeni TTK’nın 36. Maddesi de aynı doğrultuda bir düzenleme yapmıştır.

ŞİRKETTEN TAHSİL İMKANI KALMAYAN KESİNLEŞMİŞ AMME ALACAĞI



T.C.

DANIŞTAY

7. DAİRE

E. 2010/176

K. 2013/1030

T. 12.3.2013

• ŞİRKETTEN TAHSİL İMKANI KALMAYAN KESİNLEŞMİŞ AMME ALACAĞI ( Limited Şirket Ortağının Sorumlu Tutulabileceği - Kesinleşen Vergiler Nedeniyle Ortağın Takibinin 6183 S.K. Uyarınca Tesis Edilecek İşlemlerle Mümkün Olduğu )

• ORTAK ADINA VERGİ TAHAKKUK ETTİRİLMESİ ( Şirket Adına Tahakkuk Ettirilmesi Gereken Verginin Ortak Adına Tahakkuk Ettirilmesine Olanak Bulunmadığı - 6183 S.K. Hükümleri Uyarınca Ortak Adına Ödeme Emri Düzenlenmesi Gerektiği )

• LİMİTED ŞİRKET ORTAĞININ VERGİ BORCUNDAN SORUMLULUĞU ( Tahsil İmkanı Kalmayan ve Kesinleşmiş Amme Alacağından Dolayı Sorumlu Tutulabileceği - Şirket Adına Tahakkuk Ettirilen Vergi ve Fon Paylarının Kesinleşmesinden Sonra Ortak Adına 6183 S.K. Uyarınca Ödeme Emri Düzenleneceği )

6183/m. 35

4458/m. 242

ÖZET : Limited şirket ortağı, Şirketten tahsil imkanı kalmayan ve kesinleşmiş amme alacağından dolayı sorumlu tutulabilir. Şirket adına kesinleşen vergiler nedeniyle ortağın takibi ise, 6183 sayılı Kanun uyarınca tesis edilecek işlemlerle mümkündür. Şirket adına tahakkuk ettirilmesi gereken verginin ortak adına tahakkuk ettirilmesine olanak bulunmamaktadır. Şirket adına tahakkuk ettirilen vergi ve fon paylarının kesinleşmesinden sonra, ortak adına, 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca ödeme emri düzenlenmesi gerekir
İstemin Özeti : Ortağı bulunduğu … Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited

ANONİM ŞİRKETLERDE HİSSE HACZİNİN USUL VE ŞARTLARI


Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas: 2013/16016 Karar: 2013/23512 ANONİM ŞİRKETLERDE HİSSE HACZİNİN USUL VE ŞARTLARI

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; 

Borçlu icra mahkemesine yaptığı başvuruda; 3.kişi ..... Dış Tic. AŞ.'de bulunan hisse haczinin usule uygun yapılmadığını bu nedenle geçersiz haciz işlemine dayanarak kıymet takdiri yapılması, bilanço ve ticari defterlerin ibrazı yönünde 3.şahıs ....... San ve Dış. Tic. AŞ'ne muhtıra gönderilmesinin usulsüz olduğunu belirterek şikayette bulunduğu anlaşılmıştır. 

Borçlunun şikayeti bu haliyle; hisse haczinin yasaya aykırı olduğu nedeniyle haczin geçersiz olduğuna ilişkindir.

Anonim şirketlerde hisse senedi çıkarılması zorunluluğu yoktur.

SGK'NIN TEDAVİ GİDERLERİ İÇİN SİGORTA ŞİRKETLERİNE RÜCU EDEMEYECEĞİ



Daire:1
Tarih:2013
Esas No:2013/18707
Karar No:2013/17896
Kaynak:KİŞİSEL
İlgili Maddeler:1479 SK 63,6111 59,Geçici 1,2918 SK 98
İlgili Kavramlar:SGK'NIN TEDAVİ GİDERLERİ İÇİN SİGORTA ŞİRKETLERİNE RÜCU EDEMEYECEĞİ
T.C.
YARGITAY
10.Hukuk Dairesi

Esas Karar
2013/18707 2013/17896

Y A R G I T A Y İ L Â M I

Mahkemesi :Ödemiş 1. Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
Tarihi :05.03.2013
No :2012/450-2013/131
Davacı :Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı adına Av. Gökay Yetim
Davalılar :1-Mehmet Tekin
2-Kiraz Devlet Hast. İzafeten Sağlık Bak.adına Av.Cemal Akın
İhbar Olunanlar :1-Güneş Sig. A.Ş. adına Av. Zatiye Selen İnanç
2-Koç Allianz Sig. A.Ş.


Dava, 1479 sayılı Kanunun 63. maddesi gereği, tedavi giderlerinin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma üzerine, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılar Mehmet Tekin ve Kiraz Devlet Hast. İzafeten Sağlık Bakanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Ebru Pakin Akın tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava; 13.3.2006 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu yaralanan sigortalıya Kurumca yapılan tedavi giderlerinin rücuan tahsili istemine ilişkin olup, Dairemizin 2012/ 14054-13639 sayılı bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda yazılı şekilde karar verilmiş ise de;
Hukuk Genel Kurulu’nun 13.03.2013 gün 2012/10-1156 E. 2013/339 K. sayılı kararında da da belirtildiği üzere, …6111 sayılı Kanunun 59.maddesi ile 2918 sayılı Kanunun 98.maddesinde yapılan değişiklik ve 6111 sayılı Kanunun Geçici 1.maddelari birlikte gözetildiğinde; Kanunun yürürlük tarihinden önce meydana gelen trafik kazalarında, 2918 sayılı Kanunun 98.maddenin 2.fıkrası düzenlemesinden, primlerin aktarılmamış olması halinde sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı’nın sorumluluğunun devam edeceği anlamının çıkarılabileceği görülmekte ise de, bu hükmün aynı maddenin 3.fıkrası ile birlikte değerlendirildiğinde; maddenin, sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı’na eski hükümlere göre, rücu hakkı verdiği şeklinde değil, süresinde aktarılmayan primleri tahsil için takip yapabilme yetkisini verdiği, dolayısıyla, sigorta şirketlerinin ve Güvence Hesabının, yapacağı aktarım ile prim aktarma borçlarının sona ereceği şeklinde anlaşılması gerekir. Buna karşılık aktarımın yapılmaması halinde, Kurumun
./..
-2-
Esas No: 2013/18707
Karar No: 2013/17896

sigorta şirketine, Güvence Hesabına, işletene ve şoföre rücu hakkının devam edeceği şeklindeki düşünce, Kanun’un amacına uygun düşmeyecektir. Özellikle Yasa’da aktarım için üç yıllık bir sürenin öngörülmüş olması nedeni ile, aktarımın yapıldığı tarihe kadar sorumluluğun devam edeceğinin kabulü, 6111 sayılı Kanunun Geçici 1.maddede düzenlenen geçmiş dönemlerin prim ve katkı paylarının aktarımı hükmü fiilen uygulanamaz hale gelecektir. Bunun sonucunda da Kurum, geçmiş dönem için hem primleri ve katkı paylarını tahsil ederken aynı zamanda, zararını rücuan tahsil edebiliciği için sebepsiz zenginleşebilecektir. .. Sonuç olarak, Kurumun, süresinde aktarılmayan prim ve katkı payları için sigorta şirketlerine karşı 5510 sayılı Kanunun 89.maddesine göre takip yaparak tahsil yetkisi bulunduğu gözetildiğinde, trafik kazası nedeniyle sigortalıya yapılan tedavi giderleri için 6111 sayılı Kanu’nun 59.maddesi ile 2918 sayılı Kanu’nun 98.maddesinde yapılan değişikliğin yürürlük tarihi olan 25.02.2011 tarihinden itibaren, sigorta şirketlerine, Güvence Hesabına, sürücü ve işletene karşı, Kurumun rücu hakkının sona erdiğinin kabulü gerekir…“
Yukarıda belirtilen açıklamalar karşısında, bozma ilamımızda belirttiğimiz yasal düzenlemeler sonrasında, trafik kazaları sonucu genel sağlık sigortalılarına yapılan sağlık giderlerinin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi limiti kapsamında kalan kısmı yönünden Kurumun rücu imkânının kalmadığı gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalılar Mehmet Tekin ve Kiraz Devlet Hast. İzafeten Sağlık Bakanlığı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan Mehmet Tekin'e iadesine, 01.10.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

Başkan Üye Üye Üye Üye
Süleyman Caner F.Arkan             A.İnceman Ç.Şen T.Akdamar



ÜÇ.
Karşılaştırıldı.
K.Şefi:T.CÖMERT T.C. YARGITAY 10.Hukuk Dairesi Esas Karar 2013/18707 2013/17896 Y A R G I T A Y İ L Â M I Mahkemesi :Ödemiş 1. Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi Tarihi :05.03.2013 No :2012/450-2013/131 Davacı :Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı adına Av. Gökay Yetim Davalılar :1-Mehmet Tekin 2-Kiraz Devlet Hast. İzafeten Sağlık Bak.adına Av.Cemal Akın İhbar Olunanlar :1-Güneş Sig. A.Ş. adına Av. Zatiye Selen İnanç 2-Koç Allianz Sig. A.Ş. Dava, 1479 sayılı Kanunun 63. maddesi gereği, tedavi giderlerinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, bozma üzerine, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalılar Mehmet Tekin ve Kiraz Devlet Hast. İzafeten Sağlık Bakanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Ebru Pakin Akın tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Dava; 13.3.2006 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu yaralanan sigortalıya Kurumca yapılan tedavi giderlerinin rücuan tahsili istemine ilişkin olup, Dairemizin 2012/ 14054-13639 sayılı bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda yazılı şekilde karar verilmiş ise de; Hukuk Genel Kurulu’nun 13.03.2013 gün 2012/10-1156 E. 2013/339 K. sayılı kararında da da belirtildiği üzere, …6111 sayılı Kanunun 59.maddesi ile 2918 sayılı Kanunun 98.maddesinde yapılan değişiklik ve 6111 sayılı Kanunun Geçici 1.maddelari birlikte gözetildiğinde; Kanunun yürürlük tarihinden önce meydana gelen trafik kazalarında, 2918 sayılı Kanunun 98.maddenin 2.fıkrası düzenlemesinden, primlerin aktarılmamış olması halinde sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı’nın sorumluluğunun devam edeceği anlamının çıkarılabileceği görülmekte ise de, bu hükmün aynı maddenin 3.fıkrası ile birlikte değerlendirildiğinde; maddenin, sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı’na eski hükümlere göre, rücu hakkı verdiği şeklinde değil, süresinde aktarılmayan primleri tahsil için takip yapabilme yetkisini verdiği, dolayısıyla, sigorta şirketlerinin ve Güvence Hesabının, yapacağı aktarım ile prim aktarma borçlarının sona ereceği şeklinde anlaşılması gerekir. Buna karşılık aktarımın yapılmaması halinde, Kurumun ./.. -2- Esas No: 2013/18707 Karar No: 2013/17896 sigorta şirketine, Güvence Hesabına, işletene ve şoföre rücu hakkının devam edeceği şeklindeki düşünce, Kanun’un amacına uygun düşmeyecektir. Özellikle Yasa’da aktarım için üç yıllık bir sürenin öngörülmüş olması nedeni ile, aktarımın yapıldığı tarihe kadar sorumluluğun devam edeceğinin kabulü, 6111 sayılı Kanunun Geçici 1.maddede düzenlenen geçmiş dönemlerin prim ve katkı paylarının aktarımı hükmü fiilen uygulanamaz hale gelecektir. Bunun sonucunda da Kurum, geçmiş dönem için hem primleri ve katkı paylarını tahsil ederken aynı zamanda, zararını rücuan tahsil edebiliciği için sebepsiz zenginleşebilecektir. .. Sonuç olarak, Kurumun, süresinde aktarılmayan prim ve katkı payları için sigorta şirketlerine karşı 5510 sayılı Kanunun 89.maddesine göre takip yaparak tahsil yetkisi bulunduğu gözetildiğinde, trafik kazası nedeniyle sigortalıya yapılan tedavi giderleri için 6111 sayılı Kanu’nun 59.maddesi ile 2918 sayılı Kanu’nun 98.maddesinde yapılan değişikliğin yürürlük tarihi olan 25.02.2011 tarihinden itibaren, sigorta şirketlerine, Güvence Hesabına, sürücü ve işletene karşı, Kurumun rücu hakkının sona erdiğinin kabulü gerekir…“ Yukarıda belirtilen açıklamalar karşısında, bozma ilamımızda belirttiğimiz yasal düzenlemeler sonrasında, trafik kazaları sonucu genel sağlık sigortalılarına yapılan sağlık giderlerinin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi limiti kapsamında kalan kısmı yönünden Kurumun rücu imkânının kalmadığı gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalılar Mehmet Tekin ve Kiraz Devlet Hast. İzafeten Sağlık Bakanlığı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.      S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan Mehmet Tekin'e iadesine, 01.10.2013 gününde oybirliği ile karar verildi. Başkan Üye Üye Üye Üye Süleyman Caner F.Arkan   A.İnceman Ç.Şen T.Akdamar ÜÇ. Karşılaştırıldı. K.Şefi:T.CÖMERT